Adnan EKİNCİ

 

 

Demiryolcunun öfkesini anlamak

Bir süredir, demiryolcular arasında yaygın olan bir özellik üzerine düşünüyorum. Hemen herkeste az veya çok, ama mutlaka var olduğunu gözlemlediğim bu ortak özelliğin adı: Sürekli kızgınlık hali…

Bugüne kadar başkalarının dikkatini çekti mi acaba, güneşte ısınmış rayları anımsatan bu kızgınlık durumu?

Ve bu kızgınlığın yarattığı öfkenin, kurum içinde çalışanları nasıl etkilediği ve kurum dışına nasıl yansıdığı hiç düşünülmüş müdür?

Ben biraz düşünmeye çalıştım, nedenlerini anlamaya çalıştım elimden geldiğince.

***

Her zaman var mıydı bu öfke, yoksa yeni mi başladı? Yeni başladıysa, ne zamandır var?

Sanırım bu ruh halinin temel nedeni, herkesin kendini haksızlığa uğramış olarak görmesinden kaynaklanıyordu.

Belki de yanılsama değildir, gerçekten haksızlığa da uğranılmış olabilir, diye de düşündüm.

Bu durumda, demiryolcuların şikayet ettikleri konuları hatırlamaya çalıştım.

Örneğin, aldıkları ücretin miktarına ilişkin yakınmaları geldi aklıma.

Fakat bu yakınmaların bir ilginçliği vardı.

Kimse, aldığı ücretin yetersizliğinden, ailesini geçindirmeye yetmediğinden şikayet etmiyordu… Onları ciddi şekilde rahatsız eden, demiryollarında başka bir görev yapan kişinin aldığı ücretin, kendi aldığı maaştan fazla olmasıydı.

Acaba, sorun ücretlerin eşitsizliğinden mi kaynaklanıyordu?

Olmazdı, çünkü bu rahatsızlık bir iki meslek grubunu kapsasa, ortada bir haksızlık olduğunu kolayca anlayabilecektim. Oysa, hemen hemen tüm meslek grupları, kendisinin yer almadığı gruptaki kişilerin maaşlarını çok buluyordu. Emeğin tanımında, değerin hakça bölüşümünde ortak bir fikir birliği yoktu.

Bir grubun emek/ücret anlayışı, en yakın arkadaşıyla çelişebiliyordu.

Bu seferde, neden herkesin gözü bir başkasının aldığı maaşta, diye düşünmeye başladım.

Sanıyorum sorun şurdaydı: Herkes, kendi yaptığı görevin demiryollarının en asli unsuru olduğuna inanıyordu.

Başka bir anlamda, başkasının yaptığı görevi, kendisininki kadar önemli bulmuyordu.

Anlaması zor, garip bir çelişkiydi bu…

Eğer demiryollarında çalışan insanlarda gözlemlediğim kızgınlık ve öfkenin nedenleri böylesi anlaması zor ve çelişki yumaklarından kaynaklanıyorsa, durum oldukça vahim demekti.

***

Demiryolculardaki bu kızgın ve öfkeli halin başka nedenleri de vardı elbet…

Ve onlar, yönetici kesimin yaşadıkları sorunlarla ilgilenmediklerini düşünüyor, bu sefer daha da kızıyorlardı.

Oysa birkaç olaya tanık olmasam, yöneticilerin duyarsız olduklarına ben de inanırdım.

Yöneticilerin, personelin çalışma koşullarının iyileştirmesi üzerine ne zaman kafa patlatırken görsem, konu dönüp dolaşıyor ve bir yerde kilitleniyordu.

Bu kilitlenme, iyileştirilmesi düşünülen sorunun, konuyla ilgisi olmayan başka çalışanlar tarafından suistimal edilme ihtimalleriydi.

Örneğin, yemekli vagonu olan trenlerde görev yapan personel için yüzde 50 olan indirimin daha da artırılması, hatta makinistlere garsonlar tarafından servis yapılması üzerine konuşmalarını hatırlıyorum.

Toplantıya katılanların hepsi, personel için güzel bir şey yapmanın sevinci içindeydi.

Biri, “ Yük trenlerinde yemekli vagon olmadığına göre, orada görev yapan personel karşı çıkar” dedi.

Bir anda, herkesin yüzü asıldı. Çalışan kesim için faydalı bir şey yapmanın hazzını kaçırmanın keyifsizliği hakim oldu masada…

Bir başkası “ Yük ve yolcu trenlerinin personeli sürekli değişiyor. Bu nedenle ayrım yapmış olmayız. Üstelik ben makinistlerle, dernekleriyle konuştum. Projeyi destekleyeceklerini söylediler” diye cevap verdi.

Hava biraz yumuşar gibi oldu ama, toplantının başındaki sevinçten eser yoktu artık.

Daha önceki benzer uygulamalarda, yaşanan sorunlar konuşuldu.

Herkes kabul etse bile, bir personel “Yük treni personeli ile yolcu treni personeli arasında ayrım yapılıyor” diyecek olsa, bu sesin katlanarak büyüyeceği, iyi bir şey yapmak isterken, yeni bir soruna neden olacakları fikri hakim oldu.

Gerçekten de bir çatlak ses, oluşturulan yeniliği tersine çevirebilirdi. Bu durumda ne yolcu trenlerine sağlanan bu hizmetlerden vazgeçmek mümkün olabilirdi, ne de yük treni personeline belirli merkezlerde yemek vermek mümkün olabilirdi.

***

Belki birileri şimdi “ Öyle bir çatlak ses olmayacak, siz yeter ki uygulamayı başlatın” diyebilir.

Ama hepimiz kişisel deneyimlerimizden, bir çatlak sesin bile, önüne ne gelirse silip süpüren seller gibi, tüm kazanımları ortadan kalkmasına neden olacağını çok iyi biliriz. Güzellik düşmanıdır o çatlak sesler.

Eğer, Türk Ulaşım-Sen Başkanı Nazmi Güzel'in sağduyulu yaklaşımı olmasaydı, bugün adım demiryolu camiasında olumsuz bir şekilde anılıyor olabilirdi.

Bir çatlak ses, Nazmi Güzel'e “Ulaştırma Bakanı Müşaviri Adnan Ekinci, Yerköy ve Kayseri'de yaptığı ziyaretler sırasında, ‘ TCDD yönetimi makinistlere zam verecekti ama sendikalar karşı çıktı' demiş” şeklinde bir bilgi vermiş.

Sayın Güzel, beni telefonla aradı, gayet nazik bir şekilde olayın esasını sordu. Ben de olayın bir provokasyon olduğunu, her an yüzleşmeye hazır olduğumu söyledim.

Ve bu sevimsiz olayı sendikasının internet sitesinde “ TCDD'de Makinist unvanıyla çalışan mesai arkadaşlarımızın kafasını karıştırmak, çalışanlar arasında huzursuzluk yayarak fitne kusmak amaçlı yeni bir patlak balon haberi yayıldı yine…
TCDD Genel Müdürlüğü'nde Müşavir unvanıyla Genel Müdür Danışmanlığı görevini yürüten Adnan EKİNCİ Bey'in ifadesi şeklinde ortaya atılan haberin aslı ve astarının olmadığı Adnan Bey'in www.tcdd.gov.tr Internet adresinde yayımlanan makalesi ile belgeli bir şekilde cevabını buldu… Makinistler lehine yapılan düzenlemenin sendikalar tarafından engellendiği haberinin uçurulmasından, Kamu Ulaştırma Hizmet Kolu'nun YETKİLİ Sendikası TÜRK ULAŞIM-SEN'i yaralama umudunu yeşertme mededi bekleyenlerin akıbeti, her zamanki gibi oldu yine…”
şeklinde yayınlandı ve açıklığa kavuşturuldu.

Sayın Nazmi Güzel'e, bu sağduyulu yaklaşımından dolayı önce kutlamak, sonra da teşekkür etmek isterim.

Ben benzer bir durumda, diğer sendika ve dernek yöneticilerinin de aynı yaklaşımda bulunacağına inanıyorum.

Üstelik, genel müdürlüğün bu ücret artışı meselesi üzerine yaptığı çalışmaları da araştırdım, öğrendim. Yönetimin bu konuda yaptığı girişim ve çalışmalarının da, personel tarafından tam olarak bilindiğini sanmıyorum. Konunun fazla dağılmaması için şimdi anlatmayacağım. Bir başka yazıda anlatırım.

Yukarıda sözünü ettiğim ‘çatlak ses' konusuna dönecek olursak.

Eğer Başkan Güzel, sağduyulu yaklaşmayıp da, beni hiç aramadan, olayı kendisine aktarıldığı şekilde web sitesinde yayınlasaydı, neler olacaktı, düşünmek bile istemiyorum.

Güzel başlayıp ama sonunda insanların, elindeki balonu kaçırmış çocukların huzursuzluğu içinde kalkmalarına neden olan o toplantıda varlığını hissettiğim ‘çatlak ses' faktörü ile, başka yöneticilerin benzer toplantılarında da karşılaştım.

Ve bir sesin, sadece çatlak olduğu için bu kadar güçlü ve yıkıcı olabileceğini görüp, doğrusu söylemek gerekirse, ürktüm.

Anladım ki, bir olayda iyi niyetli olmak her zaman yeterli olmuyor, olaya dahil olan herkesin de iyi niyetli olması gerekiyor.

***

Son olarak şunları söylemeden edemeyeceğim.

Bence, demiryolcular ilk önce şu kızgın hallerini üzerelerinden atıp, sorunları sakin bir şekilde ve tüm boyutlarıyla irdeleyerek, kimseye öfkelenmeden önce kendi aralarında çözmeliler.

Demiryolcu kardeşlerim, sahip oldukları hakları sağlamasını, başkalarının hakları üzerinden yapmamalı.

Başta Genel Müdür Süleyman Karaman, yönetim kurulu üyelerinin, genel müdür yardımcılarının, daire başkanları dahil tüm yöneticilerin, personelin iyiliği dışında hiçbir düşünceleri yok.

Ve biliyorum ki, personel kadrosu yöneticilerin kendileriyle ilgili duygu, düşünce ve gayretlerinden hiç haberi yok. Onları sadece, bürolarında akşama kadar ense yapan, demiryolunu kendileri kadar sevmeyen, sorunlardan habersiz bir güruh olarak görüyorlar.

Bu imajı kim sağlamışsa, tebrik etmek lazım, çünkü başarılı olmuş.

Eğer onların günlük çalışma tempolarına şahit olmasam, kimse mecbur tutmadığı halde gece yarılarına kadar çalıştıklarını görmesem, kesinlikle ben de bu imajın sihrine kapılır, yöneticiler hakkında iyi şeyler düşünmezdim.

Ben de herkes gibi kızmak ve öfke duyma kolaycılığına kapılıp, sorunların gerçek nedenlerini başkalarında arama ve çözümü de birilerinden bekleme yolunu tercih ederdim.

***

Yazı çok uzadı, farkındayım.

Ancak, demiryolunun çok önemli gördüğüm, önyargılardan ve iletişimsizlikten kaynaklandığını sandığım bazı sorunlara değinmeden edemedim.

Demiryolcuların çok kutsal bir görevi yerine getirdiğine inanıyorum.

Ancak demiryolu derken, sadece bir kesimi değil, genel müdürlükten Anadolu'nun en ücra köşesinde görev yapan personeline kadar çok geniş bir camiayı kastediyorum.

150 yılı arkada bırakmış köklü bir kurum olan Demiryolu Camiası, sevgi, saygı ve birliğin hakim olduğu bir atmosferde soluk alıp vermeli.

 

 

Adnan Ekinci kimdir? (tıklayınız)

 

 

 
Elektronik Döküman Yönetim Sistemi Kurumsal Elektronik Posta Trentv Online Bilet Satış Rezervasyon Online Ticket Sale Reservation